Levithan Film izleme ve Tartışma Etkinliği 13 Eylül 2015 Tarihinde Yapıldı

iskender-ozturanli

Hukuk Kültürü Grubu ve İstanbul Üniversitesi Felsefe topluluğunun Madhouse Partievi’nin sponsorluğunda organize ettikleri Hukuk Filmleri Kuşağının üçüncüsü avukatlık, bilirkişilik, arabuluculuk yapan hukukçular ile yazarlar, felsefeciler, siyasal bilgiler ve hukuk öğrencileri, profesyonel meslek mensupları ve sinemaseverlerin katılımı ile 13 Eylül 2015 pazar günü yapıldı.

Çürümüş Rusyanın Acımasız Bir Portresi sloganı ile yapılan Leviathan film gösterimi sonrası uzun ve hararetli bir söyleşi gerçekleştirildi. Bu ayki etkinliğin konuşmacı konuğu yazar, ekonomist, internet medyası uzmanı ve Gedik Üniversitesi Öğretim Üyesi İskender Özturanlı idi. Katılımcılar arasında Doç.Dr. Nevio Christante ve Dr. Fehmi Kerem Bilgin’in yanısıra Avukat Arabulucu Hilmi Erkin Sevin, Avukat Atila Özer ve çok seçkin misafir vardı.

leviathan yapı kredi

Hukuk Kültürü Grubu okuma etkinliklerinin gündeminde olan Thomas Hobbes’un Leviathan’ından esinlenen Rus yapımı film gösterimi sonrası büyük bir beyin fırtınası yaşandı. Filmin sonunda koltuğuna çakılıp kalan izleyici film sonrası saatler süren tartışmalardan da ayrılamadı.

Büyük ilgi gören filmin yönetmeni Andrey Zıvyaginçev ABD’deki gerçek bir olaydan esinlenmişti. Küçük tamirhanesi, çimento fabrikası yapılabilmesi için büyük sermaye odakları tarafından elinden alınan ve bunun sonucunda intihar eden Marvin Heemeyer adlı bir yurttaşın hikayesinden ilham almıştı.

leviathan2

Mahkeme ve hukuk sisteminin işleyişine dair sahnelerde kusursuzca uygulanan bir hukuk tekniği vardı. Ancak tekniğin kusursuz uygulanması sonucunda adaletin sağlanmadığı ortadaydı.

Thomas Hobbes’un tanımladığı “Herkesin herkesle savaşı”nı (Bellum omnium contra omnes) bitiren devlet yerine herkesin herkesle savaşında taraf tutan devletle karşı karşıya olduğumuz gerçeği masaya yatırıldı.

Özturanlı, filmin sonundaki devasa balina iskeleti bu çürümüşlüğün sembolizmini yaşadığımıza vurgu yaparak George Orwell’in Katalonya’ya selam romanında işlediği gibi artık savaşları iyilerin kazanmadığı bir dünyada olduğumuzu anlattı.

Leviathan’ın en vurgulu sahnelerinden birinde annesi ölmüş ve babası da hapse girmiş çocuğun kendisinin bakımını üstlenmek isteyenlere “Para için mi bana bakmak istiyorsunuz?” diye sorması filmi izleyenlere büyük bir şok yaşatmış olsa da neo-liberal ilişkilere yapılmış güzel bir atıf olduğu konusunda tüm izleyiciler mutabıktı.

Dindar toplumda ruhbanlık ve sermaye ilişkisini filmin masaya yatırdığını ifade eden yazar Özturanlı kilisenin aldığı yardımlara ve neo-liberal ekonomi ile olan girift ilişkilerine vurgu yaparak “Kirlenme devletin doğal bir sonucu mudur?” tartışmasını ortaya attı.

Filmden ve keyifli tartışmalardan geride kalanları kısa pasajlar halinde ve özetle şu şekilde sunabiliriz.

İsyan ve sorgulamanın -yani yabancılaşma süreci- çöküş anında başladığını görüyoruz. Bu noktada Jacques Lacan’ın “Sembolik olan parçalandığında hakikat ortaya çıkar.” deyişi akla geliyor.

Bürokrasinin kurallarına göre oynandığında kazanma ihtimalinin varlığı görülüyor. Fakat bu kirli oyundaki ilk tereddüt mağlubiyeti getiriyor. Filmdeki Rahip bile vodkanın zengin kişilerden gelenini kabul ediyor, fakirin vodkasını içmiyor.

Leviathan’da aile kavramının çöküşünün acıklı bir şekilde izleyiciye sunulması, karşılıklı olarak sistemin ve ailenin birbirlerini çökerttiklerini vurgulamak istediğini gösteriyor.

Marks, “Katı olan her şey buharlaşıyor.” dediği pasajını “Papaz bir bürokrasi memurudur.” diyerek sürdürür. Filmde de papazı markalar üzerine nutuk atıp kilisesine yapılan yardımların hakkını verirken izleriz.

Hobbes “Leviathan” kavramını, toplumsal bir olguyu seküler düzlemden uzaklaştırmak adına kullanmıştır. Devletin, Tanrı gibi hükmetmesi gerektiğini savunmuştur.

Leonid Brejnev ve Boris Yeltsin’in portrelerinin ateş edilerek parçalandığına şahit oluruz filmde. Ancak Lenin’e ateş edilirken portrenin parçalanışını görmez, yalnızca sesini duyarız. Lenin kültünün devam edişine dair bir göndermedir bu.

Filmin lider portrelerine dair diğer bir alt metni ise bütün karanlık hesapların Viladimir Putin portrelerinin önünde yapılıyor olmasıdır. Rusya Kültür Bakanlığı’ndan yardım alınırak çekilmiş bu filmin, güncel siyasete dair böylesi bir eleştiri içeriyor olması otoriter olarak bildiğimiz Rusya’nın ifade özgürlüğünde Türkiye’nin ne kadar önünde olduğunu göstergesidir.

Walter Benjamin’in “Faşizm başarısız bir devrimin üzerinde yükselir.” tespiti bugünkü Sovyetler’in devamı bugünün Rusya’sını ve Putin’i özetliyor. 

Rusya’da faşizmi kışkırtan aydınlar yok. Türkiye’de ise aydınlar 6-7 Eylül anması yapmak için toplandıklarında bile 64 zorunlu göçünü haklı gördüklerini beyan edebiliyorlar.

Türkiye’de esasen iktidar eliyle faşizm kışkırtılıyor, elbette buna elverişli bir toplumsal yapı da bulunmakta.

Batı’da kök salmış uzlaşı ve müzakere kültürü sorunların derinleşmesini önlüyor. En taviz verilemeyecek konular bile nihayetinde masaya yatırılabiliyor. Çatışmalarda farklı toplumsal katmanların elitleri bir araya gelebiliyor. Türkiye’de yapılan müzakereler dahi gizli kapaklı gerçekleşiyor. Türkiye’de de “Hristiyanlıktaki Ateizm” benzeri tartışmalar yapılabilmeli.

Film kıyıda köşede kalmış kişilerin bile sistem tarafından yakalanarak yok edilebileceğini göstermektedir. 

Slavoj Zizek, William Butler Yeats’in William Blake‘ten esinlenerek yazdığı ikinci geliş şiirini alıntılayarak artık iyilerin de kötüler kadar sistemliliğe ihtiyaçları olduğunu vurgular. Büyük ideolojilerin sona erdiği iddiasındaki post-modern söylem artık bir kenara bırakılmalıdır.

THE SECOND COMING/ William Butler Yeats

Turning and turning in the widening gyre

The falcon cannot hear the falconer;

Things fall apart; the centre cannot hold;

Mere anarchy is loosed upon the world,

The blood-dimmed tide is loosed, and everywhere

The ceremony of innocence is drowned;

The best lack all conviction, while the worst

Are full of passionate intensity.

Surely some revelation is at hand;

Surely the Second Coming is at hand.

The Second Coming! Hardly are those words out

When a vast image out of Spiritus Mundi

Troubles my sight: somewhere in sands of the desert

A shape with lion body and the head of a man,

A gaze blank and pitiless as the sun,

Is moving its slow thighs, while all about it

Reel shadows of the indignant desert birds.

The darkness drops again; but now I know

That twenty centuries of stony sleep

Were vexed to nightmare by a rocking cradle,

And what rough beast, its hour come round at last,

Slouches towards Bethlehem to be born?

         İkinci Geliş

Döne döne büyüyen anaforda
Şahin duyamıyor şahincisini;
Her şey yıkılıyor, bel vermiş ortadirek;
Kargaşalık salınmış yeryüzüne,
Yükseliyor kana bulanmış sular, ve her yerde
Sulara gömülüyor suçsuzluğun töreni;
İyiler her türlü inançtan yoksun,
Oysa yoğun bir tutkuyla esrik kötüler.

Belli ki bir giz açıklanmak üzere;
Belli ki İkinci Geliş kapımızı çalıyor.
İkinci Geliş! Bu sözler çıkar çıkmaz ağzımdan,
Koca bir görüntü tırmalıyor gözümü
Evrensel Ruh içinden: bir çölün kumları üzerinde
Gövdesi aslan, başı insan bir yaratık,
Güneş gibi boş, amansız bir bakışla
Atıyor ağır ağır adımlarını, bir yandan
Sararken çevresini öfkeli çöl kuşlarının gölgeleri.
Karanlık bastırıyor yeniden: ama biliyorum ki artık,
Yirmi yüzyıl süren ölümsüz uyku
Sallanan bir beşikte karabasana dönmüş.
Şimdi hangi yırtıcı hayvan, saati geldi diye,
Aldırışsız yürüyor Beytüllahm’da doğmaya?

About ibrahimaycan

Leave a Reply