1

HUKUK KÜLTÜRÜ GRUBU NİSAN AYI ETKİNLİĞİ GERÇEKLEŞTİRİLDİ.

Hukuk, Felsefe ve Sanatı bir araya getiren Hukuk Kültürü Grubu’nun 24 Nisan 2016 Pazar günü organize ettiği 19. Bahara Merhaba Etkinliği hukukçular, akademisyenler, mimarlar, yargıçlar, yazarlar, sanatçılar, üniversite öğrencileri ve profesyonel meslek mensuplarının katılımı ile gerçekleştirildi.

Sabah saatlerinde doğanın kucağında yapılan kahvaltı ile başlayan etkinlik Thomas More’un Ütopya eserini Semih Evciman’ın yaptığı sunum ile devam etti.

Modern Kent insanının betonla imtihanı ve Kent Hakkı temalı toplantıda çevre hukuku, doğa, kentsel dönüşüm ve insan hakları çerçevesinde yoğun ve hararetli tartışmalar yapıldı.

İstanbul Üniversitesi İktisat fakültesi Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Çiğdem Şahin ve Gediz Üniversisi öğretim üyesi Ekonomist İskender Özturanlı birer konuşma yaptılar. 

Yapılan çekiliş sonucunda talihliler Burcu şahin, Zeynep Sinemis Kaplan, Dilara Açıkel, Hilmi Erkin Sevin, Mehmet Evkaya, Hatice Özçağlayan ve Yıldız Ocak’a Thomas More’un Ütopia isimli kitabı hediye edildi.

Etkinliğe Arabuluculuk Gönüllüleri Derneği Başkanı Erol Koç, Yargıç Erdem Oğuz Özer ve Yazar Salih Koca da katıldı. Cezaevi Kütüphaneleri Projesine en çok kitap bağışlayan katılımcılardan Avukat-Arabulucu ve Spiritüelist Aylin Yabanoğlu’na da kitap hediye edildi. Yargıç Erdem Oğuz Özer’e katılımından dolayı teşekkür belgesi takdim edildi. Kahvaltı ile başlayan pikniğimiz mangal partisi ile sona erdi. 

Etkinliğin teması çerçevesinde katılımcılarla atölye çalışması yapıldı.

Katılımcıların Ütopik Ekolojistler, Yeşil Grup, Maviler ve Mor Kalem ismi ile 4 gruba ayrılarak yaptıkları atöyle çalışmasında beyin fırtınası esti. Gruplara ayrılan katılımcılar tarafından kent ve çevre sorunlarının tespiti yapıldı .

3


Maviler Grubu,
yaptıkları atölye çalışmasında yeşil alan azlığı, kentsel dönüşüm alanlarında sürgün, kentsel dönüşümde prensiplere uyulmaması, binaların mimarlar yerine müteahhitlerin elinden çıkması ve bunun bir sonucu olarak görsel kirlilik, mimarinin sanatsal ve yaşamsal etkilerinin göz ardı edilerek rant alanı olarak kullanılması, kentsel kültürün olmaması, kentselleşme ile oluşan kaos ortamı, kentselleşen alanlarda kültürel öğelerin korunması, imar planlarının rant uğruna sıkça değişimi, alternatif iş alanlarının oluşturulmaması gibi sorunları tespit etti ve sorunlar bu başlıklar altında değerlendirildi.

IMG_2306

Ütopik Ekolojistler Grubu, atölye çalışmasında ise kentsel dönüşümün yarattığı betonlaşma, trafik yoğunluğunun yarattığı gürültü ve çevre kirliliği, servet, gelir, adaletsizlik, müşterek kamusal alanların yok edilmesi ülke genelinde nüfusun eşitsiz dağılımı, tarım alanlarının yok edilmesi, ekosistemin bozulması, emlak-inşaat-arazi spekülasyonunun balon etkisi, doğal kaynakların yok edilmesi, borçlanma ve çekirdek ailede ekonomik kriz, site tarzı yapılaşma, kamusal alanların yok edilmesi, psikolojik ve patolojik sağlık sorunlarının artışı şeklinde başlıklar belirlendi ve tüm katılımcıların eşliğiyle problemler hakkında çözüm önerileri sunuldu.

IMG_2135

Mor Kalem Grubu, yaptıkları atölye çalışmasıyla atık dönüşümü ve ayrıştırma, yeşil alan azlığı, trafik, şehir planında şehirleşme ilkelerine uyulmaması, sokak hayvanlarının mağdur edilmesi, yaya ve bisiklet ulaşımının teşvik edilmemesi, toplu taşımanın yaygınlaştırılmaması ve teşvik edilmemesi, doğal alanların korunmaması, hava kirliliği, yerel kalkınmanın teşvik edilmemesi, katılımcı demokrasi yokluğu konuları üzerinde yoğunlaşarak tüm katılanlarla beraber çözüm üretmeye çalıştı.


13072929_10153776398509811_1278401226_o

Yeşil Grup ise, rant arayışı, mahalle kültürünün kaybı, doğa katliamı, ruhsal çöküntü ve kaos, yasal boşluklar, tarımsal alanlarının azalması başlıkları altında problemleri belirledi ve katılımcılarla beraber tüm bu konular üzerinde tartışmalar yapıldı.

 THOMAS MORE VE ÜTOPYA

Yapılan atölye çalışmaları ve tartışmalar ardından Semih Evciman katılımcılara Thomas More ve Ütopya eseri hakkında kısa bir sunum yaptı.

Ütopya kavramı ilk defa Thomas More tarafından kullanıldı. Kitabın anlatı biçimi Antik Yunan’a kadar dayanır. Ütopya kelimesi kavramsal olarak ‘olmayan ülke’ anlamına gelir. Ancak Fransız Devrimi’nden sonra Ütopya ‘iyi ülke, ideal ülke’ anlamında da kullanılır. Dolayısıyla karşımızda iki anlamlılık söz konusudur.

Kitabı yazarken Thomas More’un ilham kaynağı Antik Yunan ve özellikle Platon olmuştur. Ütopya adlı eseriyle dönemin toplumsal yapısına çok derin ve sistematik bir eleştiri getirir. Bunun yanında alternatif bir devlet ve toplum yapısı sunar. Kitap tamamen radikal bir sistem eleştirisidir.

Thomas More’un yaşadığı dönemde feodalizmden kapitalizme geçiş aşaması yaşanır. 14. Yy sonlarında serflik kaldırılır ve kapitalistleşme süreci başlar. Bütün bu gelişmeler üzerine Thomas More Ütopya adlı eserini yazarak toplumun yaşadığı yanlışlar ve eşitsizliğin eleştirisini ortaya koymuştur.

Semih Evciman’ın  sunumu üzerine kitap ve yazıldığı dönem ile ilgili tartışmalar yapıldı.

Yard. Doç. Dr. Çiğdem Şahin: “Köylülerin artık aidiyet unsuru haline gelmeleri, tüccarlara karşı borçlanmaları ve derinin de imalathanelerde çok para etmesiyle beraber köylüler topraklarından kovulmuşlardır. O dönemde topraklar çitle çevrilerek hayvan beslenmeye başlanmıştır.  Steinberk’in Gazap Üzümleri adlı eseri bu dönemde yaşanan kompozer hareketini ve sonrasında topraksızlaşan köylülerin özgürleştikten sonra yaşadıkları mücadeleleri ve kentlere gittikten sonra da yaşadıkları sefillikleri anlatmaktadır.”

İskender Özturanlı:  “E. P. Thomson İngiliz İşçi Sınıfının Oluşumu kitabı da bu konuda yazılmış bir başyapıttır. Gazap Üzümleri eseri de biz eski kuşağın yola çıktığı bir kitaptır. Bizim kuşakta Gazap Üzümleri, Bitmeyen Kavga ve Demir Ökçe kitaplarını okumayanı dövüyorlardı. Yıllar sonra bu üç kitabın değeri anlaşılmış ve İş Bankası Yayınları temiz çevirilerini yayınlamışlardır.”

KENT HAKKI VE ÜTOPYA

“Kent Sorunların kolektif bir şekilde çözümler üretme aşamasına gelmiş bulunmaktayız.”

Ekonomist İskender Özturanlı çevre, doğa ve kentsel dönüşüm konularında bir konuşma yaptı.

Sadece kentsel dönüşüm olmamakla beraber tıkanan kapitalizmin artık şehirler üzerinden yeni sermaye türevleri ve onun yarattığı balonlar yaklaşık 1940’dan sonra yani tam istihdam dönemi sona erdikten sonra öncelikle Amerika, Latin Amerika, Avrupa ve günümüzde Uzak Doğu’da yaşanmaktadır. İnsan hayatına dokunan, yeni eşitsizlikler yaratan, bir yandan kendini çevirirken bir yandan da çok büyük defektleri olan ve bir takım grupların bu defektlere karşı eylemde bulunduğu bir sistemle karşı karşıyayız.

Kentsel yaşam 1980’lerden sonra artmış ve bu güzel bir gelişme olarak karşılanmıştır. Ancak bunun bir takım olumsuz etkileri var. Bir süre sonra oluşturulan bu kentler tıkanmış, altyapı, sosyal ve ekonomik olarak bütün oluşumlar yürümez hale gelmiştir. Jane Jacobs’un Büyük Amerika Şehirleri’nin Yaşamı ve Ölümü bu durumu anlatan önemli eserlerden biridir. Müteahhitleri, kentsel düzeneği ve kapitalist yaklaşımı özetlemiş, bu konulardaki savunmasında fazlaca mücadele etmiştir. Kentsel dönüşümü sadece belirli bir çevrenin alması için yapıyorlar. Küçük esnaf diye bir şey kalmadı günümüzde. Sermaye birikimi arazi spekülasyonu üzerinden yapılmakta, yeni bir yoksullaşma yaratılmaktadır. Henry Lefebvre öncü olarak kentler üzerine kitaplar yazmış, Kent Sorunsalı Üzerine Düşünceler, Mekani Yaşamak adlı eserleri mutlaka okunmalı ve üzerine düşünülmelidir.

Kentsel problemlerin çözümü üzerine çeşitli ekoller oluşmuştur. İlk olarak Mimar Oscar Niemeyer bir takım ekoller oluşturmuştur. Bunun yanında kentlerde hala kurtarılıp düzeltilebilecek bir yaşamın olduğuna inan ütopist ekoller de bulunmaktadır. Diğer bir ekol ise kentsel dönüşüme karşı doğrudan mücadele eden grupların yerellik üzerinde bizzat çalışıp alternatifler ürettiği sistemdir. Son ekol ise siyasal politika anlamında farklı alanlar oluşturarak yerel yeni dinamiklerle bunlardan daha az zarar görecek daha adaletli ve eşitlikçi yapılar oluşturarak yeni yerler kurmak isteyen oluşumlar ve fikirlerden oluşur.

Bütün bunların makro politikaya yansımaları ve yeni alternatifler üretmeleri üzerine tartışmak gerekir. Bu bir sorunsaldır ve bu şekilde toplanıp tartışarak bu sorunlara kolektif bir şekilde çözümler üretme aşamasına girişmiş bulunuyoruz. Bu gidişatın iyi olmadığına dair insanları ikna etmenin oldukça zor olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Neoliberal kültür mutlak bireyselliği ve empati yoksunluğu etkisi yaratmaktadır. Bu ortak müzakere gruplarıyla, baştan başlayarak anlatılmalıdır.

SİYASAL SİSTEMLER VE KENTLEŞME

“ İstanbul bugün bir küresel kent olmanın sancılarını yaşamaktadır.”

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr.Çiğdem Şahin dünya üzerindeki siyasal sistemler ve kentselleşme konuları ile ilgili bir konuşma yaptı.

Ülke kaynak ve oluşumlarının üzerine temel iki sistem vardır: Kapitalizm ve sosyalizm. Ülke kaynak ve olanaklarının belli bir sınıf lehine paylaşıldığı sistem kapitalizm, halk yararına paylaştırıldığı sistem sosyalizmdir. Biz şu anda kapitalist bir sistemde yaşıyoruz. Kapitalist sistem sermaye birikimine dayalı bir sistemdir. Dünyada kapitalist sistemden başka sermaye üreten hiçbir sistem yoktur. Sosyalizm ve feodalizm ihtiyaca dayalı sistemler iken sermaye ve meta üretimine dayalı olan tek sistem kapitalizmdir. Kar veya sermaye birikimi kesintiye uğradığı takdirde kapitalizm krize girer. Kar biterse ya da uzunca bir süre durursa kapitalizm de biter. Bu durumda yerine başka bir sistem gelir.

İlk kapitalizmin ortaya çıkması ticari kapitalizmle oluşur. Ticari kapitalizm coğrafi keşiflerle oluşur ve deniz ticareti çok önemli olduğu için Hollanda, Belçika gibi denize kıyısı olan ülkeler bu akımın öncüsüdür. Sanayi kapitalizminin öncüsü ise İngiltere’dir. Şu anda ise hizmet kapitalizmini yaşamaktayız. Ancak her dönem dünya ve ülke kaynaklarının bir paylaşım savaşı bulunmaktadır. Türkiye’de önceki dönemlerde sanayi kapitalizmi hüküm sürerken, yaşadığımız dönemde hizmet kapitalizminde bir paylaşım savaşı olduğu görülür.

Günümüzde her ülke küresel kentini pazarlama yarışındadır. İstanbul, bugün bir küresel kent olmanın sancılarını yaşamaktadır.  Kapitalizmin global pazara eklenmesinde küresel kentlerin rolü büyüktür. Öncelikle kentin kendisi zenginliğin kaynağı olarak kentin bütün alanları imara açılmakta, fiziki değeri artırılmakta ve artmış değeri pazarlanarak kentin tüm ortak değeri bir sermaye birikim aracı haline getirilmektedir. Dahası kentte üretilen hizmetler, küresel faaliyetler de global pastadan alınan payı büyütecektir. Son olarak, kamusal alanların sermayeye devredilmesiyle bir zengin sınıfı yaratılmaktadır.

Tüm bunlar için neoliberal kapitalizm politikasına uygun olarak sermaye birikimi için kenti savunmasız bırakmaya çalışılacaktır. Kentsel alanları koruyan bütün yasalar, koruma kurullarını, denetim mekanizmalarını, meslek odaları ve uzman kuruluşları ortadan kaldırmakta yada etkisiz hale getirmektedir. Bu nedenle insan haklarına ve vatandaşların tapularına karşı haksız bir tutum alan hukuk sistemimizi acilen değiştirmemiz gerekir. Kentlerin yanında kırsal alanlar da imara açılıp doğa yok edilmektedir. Kırsal alanlardaki tarım arazileri ve doğal alanlar yapılaştırılarak turizme açılmaktadır. Hizmet sektörünün karı için hizmet üretilmektedir. Sonuç olarak yapılan tüm uygulamalar günümüzde kapitalist sistemde sermaye birikimine hizmet etmekte vatandaş ve insan unsuru düşünülmemektedir.

Yapılan konuşmaları ve sunumları izlemek için Hukuk Kültürü Grubu‘nu ziyaret ediniz

Gruba üye olabilir ve Hukuk Kültürü Sayfasını takip edebilirsiniz

About ibrahimaycan

Leave a Reply