Hukuk Tarihi

  1. 1
    AVRUPA HUKUKU
     
    Pek çok uluslararası örgüt Avrupa Kıtası’nı bir tanım unsuru olarak almıştır. Bu örgütlerin başında Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği gelmektedir.1949 yılında kurulan ve merkezi Strazburg’da bulunan Avrupa Konseyi’ne bugün 47 devlet üyedir. Türkiye Avrupa Konseyi’ne 9 Ağustos 1949 tarihinde katılmıştır. Avrupa Konseyi 1950 yılında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni kabul etmiştir. 1959 yılında ilk oturumunu gerçekleştiren Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu Sözleşme’nin uygulanmasını gözetmekle görevlidir. İç hukuk yollarını tüketmiş olmaları kaydıyla bireyler Mahkeme’ye başvurabilirler.Avrupa Birliği Maastricht Antlaşması (1993)’nın yürürlüğe girmesinden itibaren üç uluslararası örgütün birleşmesine dayanmaktadır: 1951 yılında kurulan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu ile 1958 yılında kurulan Avrupa Ekonomik Topluluğu ve Euratom. Tüzel kişiliği haiz olan bu örgütlerin her birinin sınırlı bir amacı bulunmaktaydı. Avrupa Birliği ise kendisine çok daha geniş bir gaye edinmiştir. Avrupa Birliği, geleneksel hedeflerin yanı sıra, ortak bir dış işleri ve güvenlik politikası oluşturulmasını amaç edinmiştir. Birlik ayrıca 2001 yılında bir “Temel Haklar Şartı” kabul etmiştir. Başlangıçta hukukî bir kapsamı bulunmayan bu metin Lizbon Antlaşması (2009)’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte bağlayıcı nitelik kazanmıştır.Avrupa Birliği üye devletlerin egemenliklerinin bazı unsurlarını devralmıştır. Örgütün yürütme erki Avrupa Komisyonu ile Avrupa Birliği Konseyi arasında paylaşılmıştır. Avrupa Parlamentosu ise yasama erkine kısmen sahiptir.Topluluk hukukunun farklı üye devletlerde yeknesak bir biçimde uygulanmasını sağlamak için bu hukukun yorumlanması ulusal yargı mercilerine bırakılmamıştır. Avrupa Birliği Adalet Divanı antlaşmanın ve Birlik tarafından kabul edilen düzenlemelerin (tüzükler, yönergeler vs.) yorumlanması tekeline sahiptir.Avrupa Birliği her şeyden önce büyük bir pazar ve bir serbest dolaşım alanıdır. Birliğin kalkınma düzeyleri çok farklı 27 devleti kapsar hale gelmesinden beri ülkelerin koruyucu mevzuatı için bir rekabet etkenine dönüşen bu pazar ve özgürlükler endişelere yol açmaktadır. Bu endişeler kendisini 2005 yılı referandumlarında Hollanda ve Fransa’da alınan ret sonuçlarında göstermiştir. O dönemden beri gerçekleştirilen yenilikler eski dinamizmi yeniden canlandırmamıştır. Kaynak:François Gaudu, Les 100 mots du droit, Que sais-je, 2010, 1re éd., Paris, pp. 46-47.
     
  2. 2
    MAGNA CARTA

    MAGNA CARTA

    Magna Carta (Büyük Ferman) veya Magna Carta Libertatum (Büyük Özgürlük Fermanı), 1215 yılında imzalanmış bir İngiliz belgesidir. Bu belge ile kral ilk kez yetkilerini kısıtlamış halka bazı hak ve özgürlükler tanımıştır. Günümüzdeki Anayasal üzen ulaşana kadar yaşanılan tarihi sürecin en önemli basamaklarından birisidir. Aslen, Papa III. Innocent, Kral  John ve baronları arasında, kralın yetkileri hususunu karara bağlamak amacıyla imzalanmıştır. Kralın bazı yetkilerinden feragat etmesini, kanunlara uygun davranmasını ve hukukun kralın arzu ve isteklerinden daha üstün olduğunu kabul etmesini zorunlu kılıyordu.

    Vatandaşların özgürlüklerini belirlemekten çok, toplum güçleri arasında bir denge kuran Magna Carta, kralın sonsuz olan yetkilerini din adamları ve halk adına sınırlamıştır. Magna Carta’nın 39. maddesi, fermandaki en önemli ifadelerden biridir. Bu madde sayesinde günümüz hukuk sisteminin temelleri atılmıştır:

    “Özgür hiç kimse kendi benzerleri tarafından ülke kanunlarına göre yasal bir şekilde muhakeme edilip hüküm giymeden tutuklanmayacak, hapsedilmeyecek, mal ve mülkünden yoksun bırakılmayacak, kanun dışı ilan edilmeyecek, sürgün edilmeyecek veya hangi şekilde olursa olsun zarara uğratılmayacaktır.”

    Magna Carta’nın Etkileri

    Magna Carta, daha sonraki yüzyıllarda çıkarılan bir çok fermanı, anayasayı, uluslar arası bildirileri etkilemiştir. Bunların başlıcaları şunlardır:

    A-1688 Tarihli Haklar Bildirisi (Bill Of Rights)

    İngiliz Parlamentosu tarafından 1688 Büyük Devrimi sonrasında Bill of Rights’dır.(Haklar Bildirisi), çıkarıldı. Bu bildiri, Kraliçe II. Mary ve eşi III. William tarafından taç giyildikten sonra onaylandı. Bu ferman, parlamentodan onay alınmadıkça, yasaların yürürlükten kaldırılması, vergi toplanması, barış döneminde sürekli ordu beslenmesi konularında kral ve kraliçeye yetki tanınmıyor,. adli yargılama ve olağan olmayan cezaya çarptırılmamayı doğal haklar arasına katıyordu. Ayrıca, fermana göre, seçimler serbest, parlamento görüşmeleri sık sık yapılacak ve halka açık olacaktı. Böylece kral ve kraliçe sembolik bir durum kazandı.

    Bill of Rights ve J. Locke tarafından geliştirilen doğal haklar teorisi büyük etki yarattı. Bu etki kendini önce Amerika kıtasında gösterdi ve Haziran 1776′ da Virginia Devleti Temsilciler Meclisi, bir haklar bildirgesini kabul etti .

    B- 4 Temmuz 1776 Tarihli Birleşik Devletler Bağımsızlık Bildirisi

    Bu bildiride, Kuzey Amerika kıtasında yaşayan insanların niçin ayrı bir devlet kurmak istedikleri açıklanmış, tüm insanların eşit ve başkalarına devredemeyecekleri haklarla birlikte yaratıldığı, devletlerin bu hakları güvence altına almak zorunda olduğu, devlet bu görevini yerine getirmez ise, kişilerin başkaldırarak kendilerine yeni bir devlet kurmak hakkı bulunduğu belirtilmiş ve ABD’nin kurulduğunu duyurmuştur.

    C- 17 Eylül 1787 Tarihli Birleşik Devletler Anayasası

    Bu Anayasa özetle; daha yetkin bir birlik meydana getirmek, adaleti yerleştirmek, yurt içi huzuru sağlamak, dışarıya karşı ortak savunmayı gerçekleştirmek, özgürlüğün nimetlerinden yararlanmak ve sonraki kuşakları da yararlandırmak amacıyla çıkarılmıştır.

    D- 26 Ağustos 1789 Tarihli Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi

    Aydınlanma Düşüncesi, en aşırı, en radikal sonuçlarına Fransa’da ulaşmıştır. Çünkü Fransa’nın, Kilise ile mutlakiyetçi yönetimi destekleyen ortaçağ artığı, sınıflı bir toplumsal düzeni vardı, bu yapı Rönesans ve Reform hareketleri nedeniyle çatırdıyordu. Fransız Aydınlanması radikal düşünceleriyle bu gerginliği son sınırına kadar vardırmış, sonunda Fransız Devriminin patlamasına yol açmıştır.

    İngiliz ve Amerikan devrimlerinden önemli ölçüde etkilenen Fransız Devrimi de haklarla ilgili gelişmeleri aşağı yukarı aynen benimsedi ve 1789 tarihinde İnsan ve Yurttaş hakları Bildirisi’ni ilan etti.

    Bildiride özetle; insanların doğal ve devredilmez hakları bulunduğu, hukuk bakımından, özgür ve eşit doğdukları, insanların özgürlük, mülkiyet ve baskıya karşı direnme hakkı bulunduğu, egemenliğin millete dayandığı, yasanın yasaklamadığı hiçbir şeyin engellenemeyeceği ve hiç kimse yasanın emretmediğini yapmaya zorlanamayacağı, hiç kimse, yasanın belirlediği durumlar ve emrettiği şekiller dışında suçlanamayacağı, tutuklanamayacağı, suç ve cezaların yasayla ve açık ve anlaşılır bir şekilde konabileceği, kişilerin suçun işlenmesinden önce kabul ve duyurulmuş olan bir yasa gereğince cezalandırılabileceği, herkesin suçlu olduğu açıklanıncaya kadar masum sayılacağı, herkesin din ve düşünce özgürlüğü bulunduğu, kamu giderlerini karşılamak için alınan vergilerin gelirlerle orantılı olması gerektiği, tüm yurttaşların devlet giderlerinin nasıl yapıldığını izlemek ve hesap sormak hakkı bulunduğu belirtilmiştir.

    Bu bildiri, daha sonra 1791, 1946 ve 1958 Fransız Anayasalarının başında yer almıştır.

    E- Fransız Devriminden Sonraki Gelişmeler

    İngiliz, Amerikan ve Fransız bildirilerinde ifadesini bulan doğal haklar yaygın ve güçlü bir etkiye sahip olmakla beraber, 1815’lerden itibaren bu etki azalmaya başlamıştır. Azalmanın başlıca nedenleri, siyasal alanda insan haklarının yerini “ulusların hakları” düşüncesinin almaya başlaması ile felsefede Marksist, yararcı ve pozitivist görüşlerin öne çıkmasıdır.

    İkinci Dünya Savaşını izleyen yıllarda, baskıcı düzenlere duyulan nefretin etkisiyle insan hakları düşüncesi yeniden güçlenmeye başladı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 10 Aralık 1948 ‘de ilan ettiği İnsan Hakları Evrensel Bildirisi oldukça geniş bir haklar listesi içeriyordu .[7]

    Magna Carta, Sened-i İttifak ve Tanzimat fermanı

    Magna Carta ile Osmanlı Devletinin son dönemi arasında benzerlikler vardır. Magna Carta ile Kralın yetkileri ilk defa sınırlandırılmış. Asiller sınıfının ayrıcalığı kabul edilmiştir.

    Sened-i İttifak (1808), II. Mahmut döneminde Alemdar Mustafa Paşa’nın çalışmalarıyla ayanlarla imzalanmıştır. Bu belge ile ayanların varlığı kabul edilmiştir. Bu belge ilk defa Osmanlı padişahının yetkilerini sınırlamıştır.

    Magna Carta ile Kral Vasalların üstünlüklerini kabul etmiştir. Adalet ve eşitlik kavramları getirilmiştir.

    Tanzimat Fermanı (1839), Abdülmecit döneminde Mustafa Reşit Paşa tarafından Gülhane Parkı’nda okunmuştur. Osmanlı padişahı kanunun üstünlüğünü kabul etmiştir.

    Magna Carta ile Kralın yetkileri resmen sınırlanmıştır. İngiltere’de parlamenter sisteme geçilmiştir.

    Kanun-u Esasi, (1876) II. Abdülhamit döneminde Mithat Paşa’nın çalışmaları ile hazırlanmıştır. Osmanlı’da ayan ve mebusân meclisleri kurulmuştur. Osmanlı Devleti’nde parlamenter sisteme geçilmiştir[6]

     

    Magna Carta İngilizce Metni

    Magna Carta Türkçe Metni

  3. 3
    Hammurabi Kanunu (M.Ö. 1750)

     

    Hammurabi Kanunu (M.Ö. 1750)

    Hammurabi Kanunu kadim Mezopotamya’nın en meşhur hukukî eseridir. 1901 yılı Aralık ayında Fransız arkeologlar tarafından siyah renkli bazalt bir dikilitaş şeklinde keşfedilmiştir.

    Halen Paris’te Louvre Müzesi’nde muhafaza edilen bu dikilitaş iki kısımdan oluşmakta ve Paris Louvre müzesinde sergilenmektedir.

    Üst kısımda yer alan bir kabartma Kral Hammurabi’yi kendisine kanunları dikte eden güneş tanrısı Şamaş’ın karşısında ayakta resmetmektedir. Alt kısımda ise kanunun çivi yazısıyla yazılmış Akatça metni bulunmaktadır. Bu temsil, kanunları ilahî kökenli gören bir anlayışı yansıtmaktadır. Bu anlayışta kral, tanrı ve kulları arasında sadece bir aracıdır.

    Hammurabi Kanunları MÖ 1760 yılı civarında Mezakotomya’da ortaya çıkan, tarihin en eski ve en iyi korunmuş yazılı kanunlarından biridir. Bu dönemden önce toplanan yasa koleksiyonları arasında U kralı ur-Nammu’nun kanun kitabı (MÖ 2050), Eşnunna kanun kitabı (MÖ 1930), ve İsin’li Lipit-İştar’ın kanun kitabı (MÖ 1870) yer alır.

    Babil kralı Hammurabi’nin (MÖ 1728-MÖ 1686) çeşitli meselelerde verdiği kararlar, Babil’in koruyucu tanrısı Marduk adına yapılan Esagila Tapınağı’na dikilen bir taş üzerine Akatça dilinde yazılmıştır. Hammurabi, kendisine bu kanunları yazdıranın güneş tanrısı Şamaş’ın olduğunu söylemiştir. Dolayısıyla kanunlar da tanrı sözü sayılıyordu.

    Arkeolog Jean Vincent Scheil’in 1901′de Susa, Elam’da bulduğu (bugünkü Huzistan, İran) ve Fransa’ya taşıdığı Hammurabi Kanunları’nın yazılı olduğu stel, Louvre Müzesi’nde sergilenmektedir. Yaklaşık iki metrelik silindirik bir taşın üstüne çivi yazısı ile yazılmış olan kanunlar tam 282 maddedir, ancak bu maddelerin 33′ü (madde 66-99) şu anda okunamayacak durumdadır. 13 sayısı uğursuz sayıldığı için 13. madde yazılmamıştır.

    Büyük bir talih eseri bu dikilitaş hasar görmemiştir.
    Bu sayede bize bir bütün olarak korunmuş en eski hukuk metnini vermektedir.

    Kanun Babil geleneği doğrultusunda Hammurabi’ye methiye düzen ve kralın adalet aşkını öven bir dibaceyle başlamaktadır. Bu bağlamda adalet bir hükümet programı olarak tanımlanmaktadır: “Güçlünün güçsüzü ezmesini önlemek.”

    Akabinde kanunun ilk editörü Profesör Scheil’in biraz keyfî bir şekilde 282 “madde”ye ayırdığı bir dizi hüküm sıralanmaktadır. Bu hükümler dinî hayatı, toplumsal, ailevî ve iktisadî örgütlenmeyi, adalet teşkilâtını ve ceza hukukunu ilgilendirmektedir.

    Cezalar kısas ilkesi temelinde titizlikle derecelendirilmiştir.
    Bazı hallerde şahit yokluğunda ordali mümkün görülmüştür.

    Hammurabi “kanunu”, başta Eski Ahit’te yer alan kurallar olmak üzere, Orta Doğu’da çok daha sonra gelen kanunların tümünü etkilemiştir.

    Mezopotamya arkeolojik sitlerinde Hammurabi Kanunu’nu kısmen içeren pek çok kil tablet bulunmuştur. Bu tabletlerden Nippur’da keşfedilen bir tanesi İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.

     

    Akatça dilinde çivi yazısı ile yazılmış olan 282 madde
     
             Kanunun Bazı Temel Maddeleri 
    • Bir hırsız duvar delerek bir eve girmişse, o deliğin önünde ölümle cezalandırılır ve gömülür.
    • Bir evde yangın çıkar ve oraya yangını söndürmeye gelen bir kimse evin sahibinin malında göz gezdirip evin sahibinin malını alırsa, kendisi de aynı ateşe atılır.
    • Adam kendisine bir çocuk veren karısından ya da kendisine bir çocuk veren kadından ayrılmak isterse, o zaman karısına çeyizini geri verir ve çocuklarına baksın diye tarlanın, bahçenin ve malların bir kısmının kullanım hakkını verir. Çocuklarını büyüttüğü zaman çocuklara verilenlerden bir parça, oğlanınkine eşit olan bir parça da ona verilir. Ondan sonra kalbinin erkeği ile evlenebilir.
    • Bir adam bir kadın alır da bu kadın ona bir kadın hizmetçi verirse ve çocuklarına bakarsa; ancak, buna rağmen adam başka bir kadın almak isterse ona izin verilmez; bu adam ikinci bir kadın alamaz.
    • Bir adam bir çocuğu evlatlık alır ve oğlu olarak ona ismini verirse ve onu besleyip büyütürse, büyümüş bu çocuk bir daha geri istenemez.
    • Bir adam başka bir kişinin özgürlüğünü kısıtlayacak hareket ederse aynı ceza ona verilir.
    • Bir kişi hırsızlık yapsa eli kesilir , tecavüz etse ölüm cezası ya da erkeklikten men edilir.
    • Babasını döven evladın iki eli kesilir.
    • Bir adamın gözünü çıkaranın gözü çıkarılır
    • Birisini suçlayan ispata mecburdur.İspat edemezse ölüm cezasına çarptırılır.
    • Bir tapınakta veya hükümdar hazinesinde hırsızlık yapan ölümle cezalandırılır.

     Kaynak:

    Jean-Marie Carbasse, Les 100 dates du droit, Que sais-je, 2011, 1re éd., Paris, pp. 11-12.

     

     

  4. 4
    Drakon Kanunları (M.Ö. 621)

    Drakon Kanunları (M.Ö. 621)

    Atina’nın ilk kanun koyucusu olarak kabul edilen Drakon (Δράκων) Batı dillerinde aşırı katı bir kural veya tedbiri nitelemek için kullanılan “draconian / draconien” sıfatı aracılığıyla ününü korumuştur. Drakon kanunları esas itibariyle cezaî sahayı ilgilendirmekteydi. Sadece kasten cinayet için değil, düşük önemdeki hırsızlık suçları için dahi idam cezası öngörülmekteydi. Plutarkhos (Πλούταρχος) Yunanlıların Drakon’un kanunlarını mürekkeple değil kanla yazdığını söylediklerini nakletmektedir.

    Bununla birlikte bu kanunlar -bilhassa taammüden cinayet, kasten öldürme ve taksirle öldürme arasında ayrıma gitmeleri sebebiyle- ailevî intikama dayalı önceki hukuka nazaran bir iyileştirme getirmekteydiler. Dahası alenen ilân edilen bir yazılı hukuk olması sayesinde tüm Atinalılar kanunu bilebilecek duruma gelmekteydiler.

    Drakon kanunları cezaî hükümlerin yanı sıra özel hukuk kuralları da içermekle beraber bunların somut içeriği belirsiz ve tartışmalıdır.

    Drakon kanunlarının yerini M.Ö. VI. yüzyıl başlarında Solon kanunları almıştır.

    Kaynaklar: Wikipedia

     

     
  5. 5
    Solon Kanunları (M.Ö. 594-593)

    Solon Kanunları (M.Ö. 594-593)

    M.Ö. 640 yılına doğru Atina’nın soylu bir ailesinde doğan Solon (Σόλων) 594-593 yılı için “arhon” (ἄρχων) (üst düzey yönetici) seçildi.Solon bu sıfatla borç yüzünden köleliğin kaldırılması, İlyaia (Ήλιαία) halk mahkemesinin kurulması, aile hukuku reformu (bilhassa, vasiyet özgürlüğünün kabulü) gibi uzun vadede Atina’da demokrasinin gelişimini hazırlayan çok sayıda önemli reform gerçekleştirdi.Platon ve Aristoteles Solon’u kanunkoyucunun prototipi olarak değerlendirmişlerdir.“Fazladan hiçbir şey” vecizesiyle Solon “Yunanistan’ın Yedi Bilgesi”nden biri olarak anılmaktadır.Kaynak:Jean-Marie Carbasse, Les 100 dates du droit, Que sais-je, 2011, 1re éd., Paris, p. 15.

     

     

     

     

  6. 6
    XII Levha Kanunu (M.Ö. 451-450) (Lex Duodecim Tabularum)

    XII Levha Kanunu (M.Ö. 451-450) (Lex Duodecim Tabularum)

    Roma’nın hukuk abidelerinin ilki ve en prestijlisi olan XII Levha Kanunu Roma yurttaşlarına (cives) mahsus hukuku ifade eden ius civile’nin temelini oluşturmuştur.Kanunun hazırlanması bir pleb tribünü olan Caius Terentilius Harsa’nın konsüllerin siyasî iktidarının (imperium) sınırlarının kanunen tespit edilmesi ve bu surette plebler dâhil olmak üzere tüm yurttaşların haklarının tanınması ve teminat altına alınması için M.Ö. 462 yılından itibaren yürüttüğü siyasî bir kampanya sonucunda gerçekleşmiştir.Patriciler birkaç yıl direndikten sonra M.Ö. 454 yılında konsüllerin imperium’unu düzenleyen kanun metinleri yazmakla görevli bir heyetin oluşturulmasını kabul etmişlerdir. Kanunun prestijini arttırmayı hedefleyen bir efsaneye göre heyet üyeleri Solon kanunlarını incelemek için Atina’ya gitmişlerdir.İlk on levha M.Ö. 451 yılında, diğer iki levha ise ertesi yıl yazılmışlardır. Hukukun yeni hükümlerinin yazılı olduğu bu levhalar forumda sergilenmekte ve böylece tüm yurttaşlar tarafından görülebilmekteydiler.M.Ö. 390 yılına doğru Galyalılar tarafından, daha sonra Cermen istilaları sırasında imha edilen levhalar günümüze ulaşamamışlardır. Kanunun muhtelif yazarlar tarafından kısmen zikredilen unsurları bilinmektedir. Kanunda mallara ve kişilere verilen zararlar, ibadet, aile, medenî usul ve icra usulleri hakkında hükümler bulunmaktaydı.XII Levha Kanunu’nun en önemli getirisi Roma’da bir hukuk devleti tesis etmesiydi. Yurttaşlara belirli haklar tanıyan kanun, dava yoluyla bu haklara saygı gösterilmesinin sağlanması imkânını getirmekteydi. Kanunî koşulların bulunması halinde her yurttaş bir magistraya başvurarak yargılamadan yararlanabilmekteydi. Bu durum pontif ve konsüllerin keyfî uygulamalarına terk edilmiş eski hukuka nazaran gerçek bir devrim teşkil etmekteydi.Kaynak:Jean-Marie Carbasse, Les 100 dates du droit, Que sais-je, 2011, 1re éd., Paris, pp. 16-17.

  7. 7
    Augustus ve Leges Iuliae (M.Ö. 27-M.S. 14)

     Augustus ve Leges Iuliae (M.Ö. 27-M.S. 14)

    İstikrarlı kurumlar oluşturarak Cumhuriyeti ıslah etmek isteyen ilk Roma İmparatoru Augustus hükümranlığı sırasında çok sayıda kanun vaz etmiştir. Bu kanunlar imparatorun aile adından hareketle “Leges Iuliae” olarak anılmaktadırlar. Kamu düzenini restore etmek için çıkarılan Lex Iulia de vi, Jül Sezar (Caius Iulius Caesar) döneminde kabul edilen ve aynı adı taşıyan bir kanunu güçlendirmiştir.  Lex Iulia de Maritandis Ordinibus evliliği ve aileyi düzenlerken, bilhassa doğum oranını yükseltmeyi hedeflemiştir. Lex Iulia de Adulteriis Coercendis ise zinanın sert biçimde cezalandırılmasına imkân tanıyan hükümler getirmiştir. Augustus ayrıca yargı mercileri ve yargılamayı düzenleyen kanunlar yapmıştır. Hukuku restore eden bu imparator modeli gerek Iustinianus (527-565) gerekse Napoléon Bonaparte (1804-1814) için bir ilham kaynağı olmuştur.  

    Kaynak: Jean-Marie Carbasse, Les 100 dates du droit, Que sais-je, 2011, 1re éd., Paris, p. 18.

  8. 8
    Ur-Nammu Kanunu (M.Ö. 2100-2050)

    Ur-Nammu Kanunu (M.Ö. 2100-2050)

    Mezopotamya havzasında bu kanundan daha önce başka kanunların var olduğu bilinmekle birlikte, Ur-Nammu Kanunu bir bütün olarak günümüze ulaşan en eski yasal metindir. 

    Kanunun dibacesi bunu Ur şehri kralı Ur-Nammu’ya atfetmektedir. Ancak metnin gövde kısmının Ur-Nammu’nun oğlu tarafından hazırlatılmış olması muhtemeldir.

    Bu kanunun içerdiği elli yedi kuralın kırkı derlenebilmiştir. Bu hükümlerin büyük kısmı ceza hukuku ve aile hukukunu ilgilendirmektedir. Kanunda öldürme ve hırsızlık gibi bazı suçlar için idam cezası öngörülmekle beraber, diğer suçlar için muhtelif para cezaları getirilmekteydi.

    Ur-Nammu Kanunu’nun bilinen ilk versiyonu İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.

    Kaynak: Jean-Marie Carbasse, Les 100 dates du droit, Que sais-je, 2011, 1re éd., Paris, p. 11.

  9. 9
    Musa’nın Yasası

     Musa’nın Yasası

    Diğer doğu halkları gibi, İbraniler de hukuklarını ilahî kaynaklı addetmişlerdir.Yahudiliğin kutsal kitabı Tanah (תנ”ך) üç kısma ayrılmıştır: I) Tora (תורה, “öğreti”) (Tevrat), II) Nevi’im (נביאים, “peygamberler”) ve III) Ketuvim (כתובים, “yazılar”). Bu kısımların her biri çeşitli kitaplardan meydana gelmektedir. Bu bağlamda Tevrat beş adet, Nevi’im sekiz adet, Ketuvim ise on bir adet kitap içermektedir. Böylelikle Tanah toplam yirmi dört kitaptan oluşmaktadır. Kutsal kitap araştırmacıları Tanah’ı “İbranî Kutsal Kitabı” (Hebrew Bible / Bible hébraïque) olarak da adlandırmaktadırlar.Hristiyanlığın kutsal kitabı Kitab-ı Mukaddes (Bible) ise iki kısımdan oluşmaktadır: I) Eski Ahit / Ahd-i Atik (Old Testament / Ancien Testament) ve II) Yeni Ahit / Ahd-i Cedid (New Testament / Nouveau Testament). Eski Ahit’in içerdiği kitapların sayısı Katolik, Ortodoks ve Protestan Kiliseleri’ne göre farklılık göstermektedir. Yeni Ahit ise yirmi yedi adet kitap içermektedir.Tevrat’ın içerdiği beş kitabın her biri ilk kelimeleriyle anılmaktadır: 1) Bereşit (בראשית, “başlangıçta”), 2) Şemot (שמות, “isimler”), 3) Vayikra (ויקרא, “ve çağırdı”), 4) Bamidbar (במדבר, “çölde”) ve 5) Devarim (דברים, “sözler”).Tevrat’ı meydana getiren bu beş kitap sırasıyla 1) Tekvin (Genesis / Genèse), 2) Çıkış (Exodus / Exode), 3) Levililer (Leviticus / Lévitique), 4) Sayılar (Numbers / Nombres) ve 5) Tesniye (Deuteronomy / Deutéronome) adları altında aynı zamanda Eski Ahit’in, dolayısıyla da Kitab-ı Mukaddes’in ilk beş kitabını oluşturmaktadırlar. Bu kitaplar Hristiyan geleneğinde Pentatek (Pentateuch / Pentateuque) şeklinde anılmaktadırlar.Tevrat’ın yayınlanması M.Ö. VII. yüzyılın sonunda Kral Yoşiyahu’ya veya M.Ö. V. yüzyılın ortasında kâtip Ezra’ya atfedilmektedir. Tevrat’ın içerdiği kuralların etkisi son derece önemli olmuş ve günümüze kadar gelmiştir.Tevrat meşhur “On Emir”in yanı sıra, İsrailoğulları’nın örf ve teamüllerini tedvin eden “İttifak Kodu”nu (Code de l’Alliance / Covenant Code) da içermektedir. Burada dinî emirlerin (yabancı tanrıların reddi, rahiplerin statüsü, kutlamalar vs.) yanı sıra, sosyal ilişkilere ve ceza hukukuna dair kuralları da toplayan, halkın bütününe yönelik müşterek bir hukuk söz konusudur.Pentatek’in üçüncü kitabı olan Levililer de çok sayıda kural vaz etmektedir. İsmi itibariyle “Ruhbanî Kod” (Priestly Code / Code sacerdotal) olarak görünmekle beraber, sadece rahiplerin değil, halkın bütününün gündelik yaşamını düzenlemektedir.Kaynaklar:

    Wikipedia
    Jean-Marie Carbasse, Les 100 dates du droit, Que sais-je, 2011, 1re éd., Paris, pp. 12-14

     
  10. 10
    Aquilia Kanunu (M.O. 286)

     Aquilia Kanunu (M.O. 286)

    XII Levha Kanunu’nun kabulünün ardından Roma halkı birkaç tamamlayıcı kanun daha oylamıştır. Bu kanunlardan biri de Lex Aquilia’dır. Kanunun kabul tarihi oldukça tartışmalıdır; öyle ki bazı tarihçiler bunu M.Ö. IV. yüzyıla yerleştirmektedirler.Kanunun kapsamı başlangıçta belirli koşullar dâhilinde bir yurttaşın malvarlığına “haksız surette verilen zararların” (damnum injuria datum) onarımından ibaretti. Ancak içtihat ve praetorun faaliyetiyle onarım rejimi oldukça genişlemiştir. Bununla birlikte Roma Hukuku bütüncül bir haksız fiil sorumluluğu teorisi geliştirememiştir.Lex Aquilia’nın hatırası günümüze kadar korunmuştur. Batı dillerinde “acquilian responsibility” / “responsabilité aquilienne” ifadesi haksız fiil sorumluluğuyla eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Fransa’da eski hâkimler hafif bir kusurun dahi onarım yükümlülüğü doğurabileceğini hatırlatmak için “In lege Aquilia et culpa levissima venit” (Aquilia Kanunu’nda en hafif kusur sorumluluk doğurur) özdeyişini yakın zamana kadar zikretmekteydiler.