Akademisyen Fehmi Kerem Bilgin’in “Türkiye bir Cumhuriyet mi?” isimli makalesi.

 fehmi kerem bilgin makale resim

Türkiye bir Cumhuriyet mi?

Türkiye bir cumhuriyet mi?

Türkiye’de bir cumhuriyetin mevcudiyeti şüpheli olduğu halde, hatta belki de bilakis bu yüzden Cumhuriyet bayramı pek çok yerde coşkuyla kutlanıyor.

Yanılıyor olabilirim ama,

– Türkiye’de bir cumhuriyetin var olduğunu düşünenlerin önemli bir kısmı, hatta belki de büyük kısmı, onu kutlamaya değer bir olgu olarak görmüyor gibi.

– Türkiye’de cumhuriyeti kutlamaya değer görenlerin önemli bir kısmı ise onu ciddî surette hasar görmüş olmakla birlikte restore edilmesi veya en azından yıkımı önlenmesi gereken bir yapı olarak görüyor gibi.

Her iki kesim de kendi içlerinde son derece farklı dünya görüşlerine sahip insanlardan oluşuyor. Daha çarpıcı bir biçimde her iki kesimde de aynı veya yakın dünya görüşlerinden insanlar da var.

Türkiye’de yurttaşların çoğu cumhuriyeti monarşik olmayan bir hükümet şeklinden ibaret görüyor. Bu durum entelektüellerimizin de çoğu için söz konusu. Öyle ki aydınlarımızın büyük kısmı cumhuriyetin sadece “şeklî” (formel) bir mesele olduğu kanaatinde. Bu temelde serdedilen görüşler genellikle tüm cumhuriyetlerin bir demokrasi, tüm demokrasilerin de bir cumhuriyet olmadığına dair açıklamaların ötesine geçmiyor. Bu çerçevede sıklıkla Çin Halk Cumhuriyeti ve İran İslam Cumhuriyeti örnekleri veriliyor. Böylelikle oligarşik rejimler antinomik bir biçimde birer cumhuriyet olarak nitelenmiş oluyor. Sonuç olarak Türkiye bakımından cumhuriyet 29 Ekim 1923 tarihi itibariyle aşılmış bir konu olmaya indirgeniyor.

Cumhuriyetçi geleneğin güçlü olduğu batılı ülkelerin sundukları modeller ve entelektüel tartışmalar dikkate alındığında bu sınırlı cumhuriyet anlayışı oldukça şaşırtıcıdır. Zira bu ülkeler için ortak yararın sağlanması ereğine bağlanan bir değerler bütününü ifade eden cumhuriyet “esaslı” (substantiel) bir meseledir.

Örneğin Fransız Cumhuriyeti’nin temel esasları arasında halk egemenliği, temel hak ve hürriyetler, kanun önünde eşitlik, laiklik, kamu hizmetinin evrenselliği, ademimerkeziyetçi örgütlenme ve sosyal devlet gibi ilkeler yer alır. Resmî şiarını oluşturan “özgürlük, eşitlik, kardeşlik” değerleri üzerine kurulu olma iddiasındaki cumhuriyetçi Fransa’da bu ilkelere eklemlenmeyen bir kamusal tartışma yok gibidir. Demokrasi ise pek çok Fransız aydının nazarında [% 50 – 1 kişi] karşısında [% 50 + 1 kişi]’nin tercihinin hayata geçirilmesine dayanan kolektif bir karar mekanizmasından ibarettir. Çoğunluğun azınlığı veya grubun bireyi ezmemesi ise cumhuriyetçiliğin bir gereği, bunu önlemek de Cumhuriyet’in görevi addedilir. Öte yandan bir cumhuriyette kurumlar kutsal değildirler; kurumlar toplumsal ihtiyaçları karşılamak için dönüştürülebilirler.

Bu açıdan bakıldığında Türkiye’nin hiçbir zaman gerçek ve tam manada bir cumhuriyet olamadığı söylenebilir. Türkiye’de 1923 devrimiyle birlikte gelen önemli reformlar üzerinde yükselen cumhuriyetçi iddia zaman içerisinde geliştirilememiş ve giderek anlamsızlaştırılmıştır. Bilhassa 60ʼlı yıllardan itibaren toplumun farklı kesimlerinden yükselen meşru talepleri karşılamanın yolları aranmadığı gibi, bu talepler bastırılmaya çalışılmıştır. Pek çok sahada erken cumhuriyet devrinin benimsediği temel yönelimlere dahi aykırı düşen tercihler kurumsallaştırılmıştır. Son süreçte ise açıkça anti-cumhuriyetçi bir rejim tesis edilmiştir. 91 yılda gelinen nokta gerçekten hayal kırıklığı yaratıcı. Gidişat ise umut kırıcı.

21. yüzyılda Türkiye’nin siyasal ve sosyal evriminin nasıl şekilleneceğini kestirmek gerçekten güç.

Türkiye’de günün birinde “her şeyde herkes için özgürlük” gibi genel bir özgürlük ilkesi üzerinde uzlaşma sağlanmasıyla demokrasi, insan hakları, hukuk devleti ve çevrecilik değerlerine dayalı bir toplum düzenin yerleşmesine şahit olabilecek miyiz bilmiyorum.

Ancak kanaatim odur ki bir cumhuriyette herkese yer vardır; çünkü bir cumhuriyet yaratmak için herkese ihtiyaç vardır.

Fehmi Kerem Bilgin/Akademisyen

About ibrahimaycan

Leave a Reply